Ana içeriğe atla

Kayıtlar

42!

  İnsan ilk nefes aldıktan, son nefesini verene kadar yıllar peşi sıra gitmekte. Bu rakamları arttırana da doğum günü deniliyor. Doğum günü neden kutlanır ki? Sahneler geliyor... oğullarımın, yeğenlerimin, kuzenlerimin doğumuna şahit olduğum onlarca kişi. Aileden, kültürden, dinden, dilden bağımsız olarak doğum neşe getiriyor insanlara.. Akraban olmasa bile insanın içini bir umut kaplıyor.  Beni tanıyanlar bilir; çocuklarla vakit geçirmeyi, büyüklerle geçirmeye her zaman yeğlerim. Çünkü bana da asıl duyguyu hatırlatıyor. Çocuklarla her iletişim halindeyken o umut yeşeriyor. 42! yukarıda dikkat çekmek için yazılmış gibi gözükebilir ancak asıl amacı yazının buradaki kısmında. 42! ( Kırk iki faktöriyel), düşününce gerçekten hayatım 42 faktöriyel gibi değil mi? Sahi 7. sınıfta karşılaştığımız faktöriyel demekti? "Basit bir şekilde faktöriyel, n tane ayrık elemanın kaç farklı şekilde sıralanabileceğidir."   Evet kırk iki sene geçen hayatımda her sene farklı şekilde sıralanabil...
En son yayınlar

İnanmak üzerine

Bir konu üzerine düşünen insanlar için konunun çözüm kümesi her insan için farklı boyuttadır. İspat için kimine çözüm kümesinin bir parçası yeter iken, daha şüpheci insan için daha büyük küme gerekir. İnsanın ihtiyacı inanmaktan geçer. Merkezde inanmak var ise arayanın bulduğunu yargılamak her zaman doğru değildir.    Şimdi iki daire düşünün. Daireler merkezleri üst üste olsun. İki daireyi A noktasından B noktasına götürsek ( merkezde ki inanma arayışında olsak) şöyle bişey söyleyebilir miyiz?  Bu şekilde iç içe sonsuz daire çizildiğinde temelde tüm dairelerin aynı çevreye sahip olması gerektiğini gösteren bu paradoks bize önemli bir matematiksel argüman vermektedir. Bu argümanı yeniden yapılandırmak, matematikçileri çok uzun bir süre rahatsız eden garip bir gerçek sayı özelliğini ortaya çıkarmıştır. İki eğrinin tüm noktaları arasındaki bire bir eşleşme, eğrilerin aynı uzunluğa sahip olduğu anlamına gelemez. Aslında, herhangi iki eğrinin noktaları arasında her zaman bire ...

Dar Pantolon

DAR PANTOLON  İnsan doğduğu andan itibaren büyür gelişir. Büyürken de ihtiyaçları değişir. İnsan sadece bir kadavradan ibaret olmadığına göre sadece yediği, içtiği besinler yetmemeli. Öyle ki yediği, içtiği besinler bile insanda duygu oluşturmalı ki iştahla yiyebilsin, mutlu olabilsin. Biraz önce demiştik ya sadece yediği içtiği yetmez! Hayvanlar hakkında okuduğum makalelerin birinde şöyle diyordu. Günlerdir aç bırakılmış denek hayvanı güvensiz hissettiği ortamda önüne konan yemeği bile yiyemiyor. Yaşama dürtüsü, aç kalma dürtüsüne baskın geliyor.  İnsanlar içinde benzer şekilde. Kendini güvende hissedemeyen bireyler "yemek!" yiyemiyorlar. İnsanı besleyen şey sadece yedikleri değil tabii ki. İnsan okumalı, gezmeli, denemeli, öğrenmeli. Bunları hayatından çıkardığınızda, yani dış uyaranları azalttığınızda gelişmeyi bırakıyor. Bir makinenin yaptığı gibi işi, aile hayatı, sosyal çevresi ile ilişkisi beyinden,  beyinciğe geçip otomatiğe bağlanıyor. Hani herkesin rahatsız olup...

Bir an gelir aklına

Bir an olur yaptığın şey alır seni yıllar öncesine götürür.  Andan koparsın, zaman ve mekan varlığını yitirir. Öyle bir anlardan biri yakaladı beni kahvaltıda. Bir fincan çayda yolunu kaybetmiş kaşığı izlerken... 2000 yılların başına ışınlandım, üniversite kantininde masada bi başıma otururken buluyorum kendimi. Hayatımda ne çok şey değişiyormuş o yıllarda.. Sevdiğim, sevgilim yok yanımda. Bu istenmeyen mecburi ayrılıkta duygularıma mukayyet olmaya çalışıyorum. Gelecek hakkında ihtimaller üzerine düşünmediğim bir an yok! Bir fincan çayda yolunu kaybetmiş kaşık gibi ben de düşünceler içinde kayboluyorum. Kaç ders karıştırdım o çayı bilemiyorum. Fry_Rabbit dürtüklemesi ile dönüyorum ana.. Onun Gözlerinde korku, endişe.. “Muharrem iyi misin?” Kalbim sıkışıyor, nefes almakta zorlanıyorum. Beynimin içinde onlarca yüzlerce düşünce, kaygı var. Ne desem ona, başlıyorum bişeyler gevelemeye.. Öyle anlamsız şeyler anlatıyorum ki dostumun gözlerindeki endişe daha da artıyor. En son iyi değilim...

Bir yaz anısı

İş nedeniyle köyde kalmam gereken günde Binnur ve Özgür’ün gelmesi ve havuzu doldurmamız nedeniyle Can, Ömer ve Tunç köye gelmiş ve kalmamız gerektiğini öğrenmişlerdi. Saat ilerledikçe ortalık duruldu, herkesin uykusu geldikçe “Anne” özlemi arttı. Ömer’i ikna edebilsekte, edemediklerinizden gece yarısı anne kucağına yolculuk kaçınılmaz oldu. Ömer büyüyor, sabah yine anlattı büyüdüğünü 6,5 yaşında ki kocaman oğlum. “Baba biliyormusun ben aslında Özgür’ü kaldırabiliyorum. O kaldıramayacağımı düşünüyor. Ama aslında o sinir olmasın diye ben onu azıcık kaldırabilmiş gibi yapıyorum.” Teşekkürler sabah sabah içimi ısıttığın için...

Ah o keçiler

Ne büyük erdem uyuyabilmek. Genellikle huzurun göstergesi, nadiren de depresyonun.. Kaçtı bi kere keçiler, yakalayana aşkolsun... Nerede o çitten atlayanlar? Sahi kaçtaydık! 1, 2 tamam 3 ne kaldı..

Hayata Sicimle bağlanmak

Evet her yazımız nedense bir filmin ardından zihnimden dökülüyor. Bu sefer ki filmimiz Seven Pounds. ( http://www.imdb.com/title/tt0814314/ ) Aslında aklımda dolaşan düşünceleri filmi izledikten sonra bir araya getirebildim. Hiç düşündümüz mü kendiniz nasıl kişilersiniz? Acaba etrafımızda ki kişiler bizi kendi kafalarında nasıl düşünüyor? İnsan, garip varlıktır. Hayatı boyunca yardımsever, iyi biri olsa da öncesinde hata yapmasa da öyle bir an gelir hata yaparsın ve bu hata senin dışındaki kişileri de etkiler. Mesela filmde ki gibi araba kullanırken mesaj yazmaya kalkarsın çok sevdiğin karın ile beraber karşıdan gelen minibüste ki 6 kişinin daha hayatını kaybetmesine neden olabilirsin. Evdeyken ortalıkta bi ilaç unutursun çocuğunun hayatını tehlikeye atarsın, Afm sinemasının 7. katında bir sürgülü camı değiştirmeye çalışırken cam elinden kayar ve aşağıdan geçen gencin üzerine düşer.... Bu gibi şeyler aslında düşününce çokta uzak olmayan şeyler. Her an başımıza gelebilecek ama çokta uz...