Ana içeriğe atla

Dar Pantolon

DAR PANTOLON


 İnsan doğduğu andan itibaren büyür gelişir. Büyürken de ihtiyaçları değişir. İnsan sadece bir kadavradan ibaret olmadığına göre sadece yediği, içtiği besinler yetmemeli.

Öyle ki yediği, içtiği besinler bile insanda duygu oluşturmalı ki iştahla yiyebilsin, mutlu olabilsin. Biraz önce demiştik ya sadece yediği içtiği yetmez! Hayvanlar hakkında

okuduğum makalelerin birinde şöyle diyordu. Günlerdir aç bırakılmış denek hayvanı güvensiz hissettiği ortamda önüne konan yemeği bile yiyemiyor. Yaşama dürtüsü, aç kalma dürtüsüne baskın geliyor. 

İnsanlar içinde benzer şekilde. Kendini güvende hissedemeyen bireyler "yemek!" yiyemiyorlar. İnsanı besleyen şey sadece yedikleri değil tabii ki. İnsan okumalı, gezmeli,

denemeli, öğrenmeli. Bunları hayatından çıkardığınızda, yani dış uyaranları azalttığınızda gelişmeyi bırakıyor. Bir makinenin yaptığı gibi işi, aile hayatı, sosyal çevresi ile ilişkisi beyinden, 

beyinciğe geçip otomatiğe bağlanıyor. Hani herkesin rahatsız olup dem vurduğu robotlaşmış insanlar var ya... İşte bu insanlar dış uyaranları elinden alınmış insanlar.

iStock


Peki siz hiç dar pantolon etkisini hissettiniz mi hayatınızda? 

Bazı sebeplerden dolayı aldığınız birkaç kilo fazlalığınız nedeniyle sahip olduğunuz hiçbir kıyafete girememeniz ama yaşamınızı devam ettirebilmek için işe gitmeniz gerekliliği..

O dar pantolona öyle veya böyle girip rezil olmamak için düğmesini zar zor kapadığınızda dışardan tamam gözüken ama pantolonun içinde sizi sıkışmış hissettiren, nefes almanıza engel olan durumdur.

O his varken yemek yiyemez, su içemez, kendinizi yeterince işinize veremez, hobilerinize odaklanamaz yani kısaca normal kalitede bir hayat süremezsiniz. Birçok insanın istediği lüks değil aslında.

İnsanın hemen aklına "eee sende yeni kıyafet al canım" ya da "biraz diyet yapma zamanı geldi sanırım" önerileri gelebilir. Haklılar!!

Son yıllarda ben bu dar pantolon etkisini hayatımda hisseder oldum. Dar pantolon dediğime bakmayın yaptığım aslında söz sanatı. Benimle birlikte birçok insanında bunu yaşadığını biliyorum.


Üniversite de Yöneylem Araştırması ilk dersinde sayın hocam Nilüfer Çelikkol bilgisayar bilimleri öğrencisi olduğumuzdan bize bi soru ile başlamak istemişti.

"Çocuklar İktisat nedir?" hani eski Türk filmlerinde Münir Özkul, Adile Naşit'e "Hanım bu ay iktisat yapmamız lazım" dediği iktisatı sormuştu.

Hemen sonra da tanımı yapıştırmıştı. Sınırsız isteklerin, sınırlı kaynaklarla giderilme bilimine "İktisat" denir. Cümleyi ben kendimde evirip çevirdim o dönem. 

İnsanın sınırsız istekleri olması durumu beni rahatsız etti. İnsanın ancak sınırlı ihtiyaçları olabilirdi, sınırlı kaynaklarla bunları giderebildiği zaman iktisatlı yaşamı getirirdi.

"Ayağını yorganına göre uzat" düsturu buradan besleniyor. Ancak son dönemde dar pantolon etkisinden midir? bizler mi sınırlı ihtiyaçlarımızı doğru tespit edemiyoruz bilemiyorum.

Ne ayağımı çekecek yer kalıyor, ne de yorgan onu kapatıyor. O zaman insanın aklına yukarıdaki sorular geliyor. 

"eee sende yeni kıyafet al canım" ya da "biraz diyet yapma zamanı geldi sanırım".

Diyet yapacak hal kalmadı artık. Sanırım elde kalan "eee sende yeni kıyafet al canım"....

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hayata Sicimle bağlanmak

Evet her yazımız nedense bir filmin ardından zihnimden dökülüyor. Bu sefer ki filmimiz Seven Pounds. ( http://www.imdb.com/title/tt0814314/ ) Aslında aklımda dolaşan düşünceleri filmi izledikten sonra bir araya getirebildim. Hiç düşündümüz mü kendiniz nasıl kişilersiniz? Acaba etrafımızda ki kişiler bizi kendi kafalarında nasıl düşünüyor? İnsan, garip varlıktır. Hayatı boyunca yardımsever, iyi biri olsa da öncesinde hata yapmasa da öyle bir an gelir hata yaparsın ve bu hata senin dışındaki kişileri de etkiler. Mesela filmde ki gibi araba kullanırken mesaj yazmaya kalkarsın çok sevdiğin karın ile beraber karşıdan gelen minibüste ki 6 kişinin daha hayatını kaybetmesine neden olabilirsin. Evdeyken ortalıkta bi ilaç unutursun çocuğunun hayatını tehlikeye atarsın, Afm sinemasının 7. katında bir sürgülü camı değiştirmeye çalışırken cam elinden kayar ve aşağıdan geçen gencin üzerine düşer.... Bu gibi şeyler aslında düşününce çokta uzak olmayan şeyler. Her an başımıza gelebilecek ama çokta uz...

42!

  İnsan ilk nefes aldıktan, son nefesini verene kadar yıllar peşi sıra gitmekte. Bu rakamları arttırana da doğum günü deniliyor. Doğum günü neden kutlanır ki? Sahneler geliyor... oğullarımın, yeğenlerimin, kuzenlerimin doğumuna şahit olduğum onlarca kişi. Aileden, kültürden, dinden, dilden bağımsız olarak doğum neşe getiriyor insanlara.. Akraban olmasa bile insanın içini bir umut kaplıyor.  Beni tanıyanlar bilir; çocuklarla vakit geçirmeyi, büyüklerle geçirmeye her zaman yeğlerim. Çünkü bana da asıl duyguyu hatırlatıyor. Çocuklarla her iletişim halindeyken o umut yeşeriyor. 42! yukarıda dikkat çekmek için yazılmış gibi gözükebilir ancak asıl amacı yazının buradaki kısmında. 42! ( Kırk iki faktöriyel), düşününce gerçekten hayatım 42 faktöriyel gibi değil mi? Sahi 7. sınıfta karşılaştığımız faktöriyel demekti? "Basit bir şekilde faktöriyel, n tane ayrık elemanın kaç farklı şekilde sıralanabileceğidir."   Evet kırk iki sene geçen hayatımda her sene farklı şekilde sıralanabil...

Bir an gelir aklına

Bir an olur yaptığın şey alır seni yıllar öncesine götürür.  Andan koparsın, zaman ve mekan varlığını yitirir. Öyle bir anlardan biri yakaladı beni kahvaltıda. Bir fincan çayda yolunu kaybetmiş kaşığı izlerken... 2000 yılların başına ışınlandım, üniversite kantininde masada bi başıma otururken buluyorum kendimi. Hayatımda ne çok şey değişiyormuş o yıllarda.. Sevdiğim, sevgilim yok yanımda. Bu istenmeyen mecburi ayrılıkta duygularıma mukayyet olmaya çalışıyorum. Gelecek hakkında ihtimaller üzerine düşünmediğim bir an yok! Bir fincan çayda yolunu kaybetmiş kaşık gibi ben de düşünceler içinde kayboluyorum. Kaç ders karıştırdım o çayı bilemiyorum. Fry_Rabbit dürtüklemesi ile dönüyorum ana.. Onun Gözlerinde korku, endişe.. “Muharrem iyi misin?” Kalbim sıkışıyor, nefes almakta zorlanıyorum. Beynimin içinde onlarca yüzlerce düşünce, kaygı var. Ne desem ona, başlıyorum bişeyler gevelemeye.. Öyle anlamsız şeyler anlatıyorum ki dostumun gözlerindeki endişe daha da artıyor. En son iyi değilim...