Ana içeriğe atla

“Zaman Bir Babanın Hayallerine Çare Olabilir mi?”





Hey şey hayal etmekle başlar bu dünyada,
Ben daha senin düşüncen yokken başladım hayal etmeye. Seni, beni ve onu. Daha lise öğrenciliğinden yeni çıkmış toy delikanlıydım. İçime kapanık, kalbi kırık ve artık ailesinden de uzaklarda yapa yalnız bir ben vardı. Büyük bir heyecanla başka bir şehre, başka bir yaşantıya doğru gidiyordu dayımın sürdüğü araba. İçinde dayım yengem annem ben teyzem. Hayatımda yalnız başıma sorumluluk sahibi olarak yaşamadığım dünyada kontrolü benim elimde olan bir evde yalnız başıma bir akşamüstü bırakıldım. Oturma odamda çekyatlarım, televizyonum, bilgisayarım vardı. Mutfağımda buzdolabım, fırınım, raflarımda el işi örtülerim vardı. Yatak odam da yatağım, nevresim takımım, gardırobum. Evet evde her şeyim tamamdı artık kendi sorumluluğum da kendi başıma yaşamam gerekiyordu. Ben ne yaptım, bir ay dayanamadan yanıma ev arkadaşı aldım ve 6 ay dayanamadan sorumluluğu bende olan bir hayattan kaçtım. Okumak için gittiğim bir dünyadan hayal kırıklığı ile geri döndüm.
Kolu kanadı kırılmış bir kuş gibi sığındım aileme. Onlar her anne babanın yaptığı gibi bana sahip çıktılar. Kolum kanadım kırıktı ama kendi sorumluluğu mu 6 aylığına almışta olsam artık neyin nasıl olduğunu biliyordum. Kimya bölümü de bana göre değildi onu da biliyordum. Gittim bana en uygun mesleklerden biri olan bilgisayar ile alakalı bir şeylerin peşine düştüm. Adı okul olan içi öğrenci dolu bir apartmanda herkes dışarılarda gezerken ve onun bir okul, üniversite değil bir kurs olduğuna inanılırken ben oranın dışı kurs gibi olsa da öğretilenlerin üniversite de öğretilenlerle aynı olduğunu bilerek çalıştım okudum. Herkes sınavlarda gruplar oluştururken ben grubun merkezinde olabilmek için çalıştım. Programlama derslerinde herkes 5 denemede çözerken ben 2 denemede çözebiliyorken hayat yön değiştirmeye başladı. Ben okuyamadığım için bıraktığım kimya bölümünden aslında bir kız içinde bırakmıştım. Onunla beraber olmak için nelerden vazgeçebilirdim. Zorlada olsa bitirebileceğim bir okulumdan vazgeçebilirdim. Hayatta 5 yılımı kaybedeceğim amfi sıralarından hayatın sıralarına atlamayı seçebilirdim. Aşıktım, gözüm hiç bir şey görmüyordu. Daha o kadar küçüktüm ki hayat bana bir oyun gibi gelirken oyunun as oyuncusunun ben olduğumu yeni yeni anlayabiliyordum. Sonra oyun bitti, O kadar saf ve masumane devam eden ilişkimizde Tevafuk eseri ayrılıyorduk. O gün ordayken ben o ayrılığın hayatımı bu kadar çok etkileyebileceğini bilmiyordum. Kendi üzerine görevi olmayan bir kişi bizi görmüş ve zincirin halkalarından birini kırmıştı. Arkası çorap söküğü gibi gelmişti. Onun benden koparılması benim İstanbul’ ile O her şeyi gizleyebilen, kocaman görüntüsü altında bir bizi gizleyememiş olmasıyla beraber kalmıştım. Hayatta yemek, içmek, nefes almak imkansızlaştığı böyle anlarda kopkoyu bir gecede köyümdeki evimin balkonunda hıçkıra hıçkıra ağlayarak ayrılmıştım ondan. O isteseydi dünyanın öbür ucuna gidecekken 3 saat ötemde onun yanına gidemedim. Bir kına için gidilen Ankara’dan öbür kınaya kadar dönülmeyecekti. Zaman uçsuz, bucaksız ve yavaş yavaş akarken işler bir şekilde yoluna girdi. 3 Temmuz’da ayrıldığımızdan 1 yıl sonra 4 Temmuz’da “evli” olarak birbirimize kavuştuk. Ondan ayrı iken hayat o kadar anlamsızmış ki insanın kendi düğünü ile ilgili hiç mi bir fikri, hayali olmaz. Bu düğün nerde olur, nasıl olur, ne verilir. Oturacağın evinde yatacağın yatağı seçerlerken hiç mi sana sorulmaz haber verilmez. Unutulan şeyi getirmek için gittiğin anda yatak odanı seçebilirsin sonunda. İnsan böyle evlenmişken aslında ona kavuşmaktan başka bir şey düşünemez oluyor. Ben ona kavuşayım da nasıl olursa olsun.
Evet ben ona kavuştum. Bunda emeği geçenlere sonsuz teşekkürler. Üzerinden 3 yıldan fazla geçen bu evlilikte biz halen okulunu bitirememiş öğrenci gibiydik. Bizim öğrenciliğimiz başkaları gibi 4 yıl sürmez ömür boyu süren bir serüvendi. Biz 3. yılımızı bitirdiğimiz günlerde hayata yeni bir öğrencinin daha katılacağını bilerek başladık 4. yılımıza. Evet artık 3 yıl bittiğine göre hayatımıza yeni biri, yeni bir Hayat öğrencisi daha eklenmeliydi. Çocuğum ile aramda yaş farkı fazla olmasın diye düşünerek çıktığımız bu yolculukta evlendikten 3 yıl sonra artık onun vaktinin geldiğine inanarak istedik onu. Onun haberini öğrendiğim gün aslında o kadar şaşkındım ki. Bir konu için düşünceliydim o gün. Oldukça ünlü olan Sonbaharlarımdan biriydi. Bir şeylere kızmış, kırılmıştım. İçimde bir burukluk vardı. Hiçbir zaman yalnız bırakmadığım karımı o gün yalnız olarak pazara gönderdim. Aslında onunda yalnız gitmeye niyeti varmış ki çok ısrar etmedi. Bilgisayar başında kendimi bilmez bir şekilde bilgi deryasında yüzerken karım geldi aldıklarını mutfağa götürdü, yatak odasına gitti, banyoya gitti. Benim içim o kadar karma karışıktı ki içime kapanmaktan başka bir şey istemiyordu canım. Sonra aniden karşıma geldi. Gözlerimin içine baktı, uzun uzun baktı. Benim içime kapandığımdan dolayı üzülüyor sanırken gözlerinden yaşlar akarak hamileyim dedi. Ve Bir hayalin gerçekleşmesine tanık olduk.
Artık hayallerimiz bizlerden çıkmıştı. Ne hayal edebileceğimiz bir mobilya, halı, alet, erdavat hiç bir şey kalmamıştı. Hayallerimiz sadece “O” merkezliydi. Onun için hayal edip onun için gerçeğe dönüştürmek istiyorduk.
Soruyorum size….
“ Bir Baba Çocuğu İçin Ne İster? “
Buna verebileceğiniz bir cevabınız var mı!
Ben ailem için her zaman en iyisini istemiş ve buna çaba göstermiştim. O’nun haberi geldikten sonra da O’nun için en iyisini istemek, yerine getirmek benim vazifemdi.
O’nun için bir hayal kurdum, her türlü araştırmasını yaptım, birçok kişi ile görüştüm. Tam bizim ve O’nun için en iyisini düşünürken. Düşünemediğim bir şeyler olduğunu fark ettim.
Bizler öğrenci aileydik. Öğrenmemiz gereken daha çok ders vardı. Bu yüzden Hayal dünyasından çıkarak gerçek dünyaya hayat dersine devam etmeye karar verdim.
Hayat dersinin bir numaralı kuralı ise,

“Daha iyisini isteme, elindeki ile yetin. “
İnanın bir gün öğrenci aile hayatımız biter, bizlerde bir gün herkes gibi aile yerine koyulursak
O zaman söz veriyorum ailem için hep en iyisini isteyeceğim.
Mercimek oğlum sana ilk defa oğlum derken kalbimde hissettiğim bu duyguları elbet bir gün sana anlatmak isterim. Seni çok özlüyorum ne olur bizi fazla bekletmeden gel, günü gününe gel ama ne olur zaman biraz acele et.
Hayat bilgisi dersimizin bir sonraki ödevi :
“Zaman Bir Babanın Hayallerine Çare Olabilir mi?”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hayata Sicimle bağlanmak

Evet her yazımız nedense bir filmin ardından zihnimden dökülüyor. Bu sefer ki filmimiz Seven Pounds. ( http://www.imdb.com/title/tt0814314/ ) Aslında aklımda dolaşan düşünceleri filmi izledikten sonra bir araya getirebildim. Hiç düşündümüz mü kendiniz nasıl kişilersiniz? Acaba etrafımızda ki kişiler bizi kendi kafalarında nasıl düşünüyor? İnsan, garip varlıktır. Hayatı boyunca yardımsever, iyi biri olsa da öncesinde hata yapmasa da öyle bir an gelir hata yaparsın ve bu hata senin dışındaki kişileri de etkiler. Mesela filmde ki gibi araba kullanırken mesaj yazmaya kalkarsın çok sevdiğin karın ile beraber karşıdan gelen minibüste ki 6 kişinin daha hayatını kaybetmesine neden olabilirsin. Evdeyken ortalıkta bi ilaç unutursun çocuğunun hayatını tehlikeye atarsın, Afm sinemasının 7. katında bir sürgülü camı değiştirmeye çalışırken cam elinden kayar ve aşağıdan geçen gencin üzerine düşer.... Bu gibi şeyler aslında düşününce çokta uzak olmayan şeyler. Her an başımıza gelebilecek ama çokta uz...

42!

  İnsan ilk nefes aldıktan, son nefesini verene kadar yıllar peşi sıra gitmekte. Bu rakamları arttırana da doğum günü deniliyor. Doğum günü neden kutlanır ki? Sahneler geliyor... oğullarımın, yeğenlerimin, kuzenlerimin doğumuna şahit olduğum onlarca kişi. Aileden, kültürden, dinden, dilden bağımsız olarak doğum neşe getiriyor insanlara.. Akraban olmasa bile insanın içini bir umut kaplıyor.  Beni tanıyanlar bilir; çocuklarla vakit geçirmeyi, büyüklerle geçirmeye her zaman yeğlerim. Çünkü bana da asıl duyguyu hatırlatıyor. Çocuklarla her iletişim halindeyken o umut yeşeriyor. 42! yukarıda dikkat çekmek için yazılmış gibi gözükebilir ancak asıl amacı yazının buradaki kısmında. 42! ( Kırk iki faktöriyel), düşününce gerçekten hayatım 42 faktöriyel gibi değil mi? Sahi 7. sınıfta karşılaştığımız faktöriyel demekti? "Basit bir şekilde faktöriyel, n tane ayrık elemanın kaç farklı şekilde sıralanabileceğidir."   Evet kırk iki sene geçen hayatımda her sene farklı şekilde sıralanabil...

Bir an gelir aklına

Bir an olur yaptığın şey alır seni yıllar öncesine götürür.  Andan koparsın, zaman ve mekan varlığını yitirir. Öyle bir anlardan biri yakaladı beni kahvaltıda. Bir fincan çayda yolunu kaybetmiş kaşığı izlerken... 2000 yılların başına ışınlandım, üniversite kantininde masada bi başıma otururken buluyorum kendimi. Hayatımda ne çok şey değişiyormuş o yıllarda.. Sevdiğim, sevgilim yok yanımda. Bu istenmeyen mecburi ayrılıkta duygularıma mukayyet olmaya çalışıyorum. Gelecek hakkında ihtimaller üzerine düşünmediğim bir an yok! Bir fincan çayda yolunu kaybetmiş kaşık gibi ben de düşünceler içinde kayboluyorum. Kaç ders karıştırdım o çayı bilemiyorum. Fry_Rabbit dürtüklemesi ile dönüyorum ana.. Onun Gözlerinde korku, endişe.. “Muharrem iyi misin?” Kalbim sıkışıyor, nefes almakta zorlanıyorum. Beynimin içinde onlarca yüzlerce düşünce, kaygı var. Ne desem ona, başlıyorum bişeyler gevelemeye.. Öyle anlamsız şeyler anlatıyorum ki dostumun gözlerindeki endişe daha da artıyor. En son iyi değilim...