Ana içeriğe atla

Bazen Elinden birşey gelmez

Son günlerde yaşaıklarım o kadar ilginç ki,

Uzun geçen hamilelik döneminden sonra sonunda çocuğumuz dünyaya gelmişti.
Ancak iş hayatımda işler beklediğim gibi gitmiyordu. Piyasada bir duraklama yaşanıyor borçlarım git gide artıyordu. İpin ucunu artık ha kaçırdım ha kaçırıcam diye düşünürken Oğlum dünyaya geldi...

Can'ım Mustafa'm....

Daha önce eşimle kararlaştıdığımız gibi Adapazarı'ndan İstanbul'a gelmiş ufaklık biraz büyüyene kadar buralarda takılırız diye düşünmüştük.
Can'ım Mustafa'm bereketi ile geldi ve işlerde açılma yaşandı....
Çok şükür o doğduğundan beri dur duraksız çalışıyoruz. Normail koşullarda sabah 9 akşam 5 çalışırken şimdilerde ise iş yoğunluğundan sabah 8 gece 12, bazen sorunlu işler içinse sabah 5 lere kadar duraksız çalışıyoruz.
Hayatımın hiç bir evresinde çalışmaktan şikayet etmedim. Doğmuş olan oğlumu günd 1 -2 saat oda o uyurken görmekten bile şikayet etmedim. Sabah evden çıkıp, tüm gün aklına yemek getirmeden 1 öğünle geçiştirmektende şikayet etmedim...
Hedefim firmamız için elimden ne geliyorsa onları yapmak hatta elimden gelemiyeccek şeyleri arkadaşlarımdan yardım isteyerek bunu başarmak. Çok şükür arkadaşlarım hiç bir zaman dar zamanımda bana yüz çevirmediler, Kadir Ufuk ,Adem ve diğerleri....

İstanbul'a geleli 3 ay oluyor bir süre daha buralarda kalıcaz. Evimi,kendi yaşantımı saat 5 den sonra evde oturmayı özledim. Hergün biraz daha fazla büyüyen oğlumu sevebilmeyi onunla ilgilenmeyi daha da özledim.. ancak durumum öyle ki ne işimden vazgeçebilirim nede evimden.
Bugün enerjim nerdeyse sıfır. Bugün tüm işlerim ters gitti bu saate kadarda düzeldiği yok içimde bir umutsuzluk yüreğimi bir karamsarlık kaplamış durumda. söyleyebildiğim " Allah'ım bana ney hayırlısıysa onu göster,şerden ve kötü işlerden beni uzaklaştır."


Bugüni atlatırsam hafta sonu kaçmaya htiyacım var umarım kaçacak fırsatım olur.
Hey sen Blogger kardeş, sende bana yardım et olur mu :D

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hayata Sicimle bağlanmak

Evet her yazımız nedense bir filmin ardından zihnimden dökülüyor. Bu sefer ki filmimiz Seven Pounds. ( http://www.imdb.com/title/tt0814314/ ) Aslında aklımda dolaşan düşünceleri filmi izledikten sonra bir araya getirebildim. Hiç düşündümüz mü kendiniz nasıl kişilersiniz? Acaba etrafımızda ki kişiler bizi kendi kafalarında nasıl düşünüyor? İnsan, garip varlıktır. Hayatı boyunca yardımsever, iyi biri olsa da öncesinde hata yapmasa da öyle bir an gelir hata yaparsın ve bu hata senin dışındaki kişileri de etkiler. Mesela filmde ki gibi araba kullanırken mesaj yazmaya kalkarsın çok sevdiğin karın ile beraber karşıdan gelen minibüste ki 6 kişinin daha hayatını kaybetmesine neden olabilirsin. Evdeyken ortalıkta bi ilaç unutursun çocuğunun hayatını tehlikeye atarsın, Afm sinemasının 7. katında bir sürgülü camı değiştirmeye çalışırken cam elinden kayar ve aşağıdan geçen gencin üzerine düşer.... Bu gibi şeyler aslında düşününce çokta uzak olmayan şeyler. Her an başımıza gelebilecek ama çokta uz...

42!

  İnsan ilk nefes aldıktan, son nefesini verene kadar yıllar peşi sıra gitmekte. Bu rakamları arttırana da doğum günü deniliyor. Doğum günü neden kutlanır ki? Sahneler geliyor... oğullarımın, yeğenlerimin, kuzenlerimin doğumuna şahit olduğum onlarca kişi. Aileden, kültürden, dinden, dilden bağımsız olarak doğum neşe getiriyor insanlara.. Akraban olmasa bile insanın içini bir umut kaplıyor.  Beni tanıyanlar bilir; çocuklarla vakit geçirmeyi, büyüklerle geçirmeye her zaman yeğlerim. Çünkü bana da asıl duyguyu hatırlatıyor. Çocuklarla her iletişim halindeyken o umut yeşeriyor. 42! yukarıda dikkat çekmek için yazılmış gibi gözükebilir ancak asıl amacı yazının buradaki kısmında. 42! ( Kırk iki faktöriyel), düşününce gerçekten hayatım 42 faktöriyel gibi değil mi? Sahi 7. sınıfta karşılaştığımız faktöriyel demekti? "Basit bir şekilde faktöriyel, n tane ayrık elemanın kaç farklı şekilde sıralanabileceğidir."   Evet kırk iki sene geçen hayatımda her sene farklı şekilde sıralanabil...

Bir an gelir aklına

Bir an olur yaptığın şey alır seni yıllar öncesine götürür.  Andan koparsın, zaman ve mekan varlığını yitirir. Öyle bir anlardan biri yakaladı beni kahvaltıda. Bir fincan çayda yolunu kaybetmiş kaşığı izlerken... 2000 yılların başına ışınlandım, üniversite kantininde masada bi başıma otururken buluyorum kendimi. Hayatımda ne çok şey değişiyormuş o yıllarda.. Sevdiğim, sevgilim yok yanımda. Bu istenmeyen mecburi ayrılıkta duygularıma mukayyet olmaya çalışıyorum. Gelecek hakkında ihtimaller üzerine düşünmediğim bir an yok! Bir fincan çayda yolunu kaybetmiş kaşık gibi ben de düşünceler içinde kayboluyorum. Kaç ders karıştırdım o çayı bilemiyorum. Fry_Rabbit dürtüklemesi ile dönüyorum ana.. Onun Gözlerinde korku, endişe.. “Muharrem iyi misin?” Kalbim sıkışıyor, nefes almakta zorlanıyorum. Beynimin içinde onlarca yüzlerce düşünce, kaygı var. Ne desem ona, başlıyorum bişeyler gevelemeye.. Öyle anlamsız şeyler anlatıyorum ki dostumun gözlerindeki endişe daha da artıyor. En son iyi değilim...